İlk olarak, sizi tanımayan insanlar için kendinizi tanıtır mısınız?
1979 Doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Rize ili İkizdere ilçesinde tamamladım. Lisans eğitimini inşaat mühendisi olarak Selçuk üniversitesinde tamamladım. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde büyük inşaat projelerinde çalıştım. Şimdilerde demiryolu inşaat işlerinde proje müdürlüğü yapmaktayım.
Geçtiğimiz sayılarımızda astrofotoğrafçılığın tek bir alandan ibaret olmadığını öğrenmiştik. Siz astrofotoğrafçılığın hangi alanı ile ilgileniyorsunuz?
2014 yılında geniş açı, Samanyolu fotoğrafçılığı olarak başladım. Zaman içinde Samanyolu Timelapse çekimleri yaptım. Yaklaşık 3-4 yıldır derin uzay fotoğrafçılığı yapıyorum.
Sizce astrofotoğrafçılığın size kattığı en büyük manevi kazanım nedir? Bu hobinin hayatınıza getirdiği bakış açısı veya yenilikler, başka bir alanla da elde edilebilir miydi?
Astrofotoğrafçılık bana en büyük manevi
kazanım olarak sabrı ve perspektifi kattı.
Gökyüzünü fotoğraflarken, evrenin büyüklüğü
karşısında kendi sorunlarımın ne kadar küçük
olduğunu fark ediyorum. Hiçlik hoşuma gidiyor.
Bu bana hem huzur hem de tevazu kazandırıyor.
Ayrıca uzun pozlamalar sırasında sabırlı olmayı,
süreçten keyif almayı öğrendim.
Bu bakış açısını belki başka hobilerle de
kazanabilirdim. örneğin doğa yürüyüşleri ya da
resim sanatı da insana sabır ve farklı bir
perspektif kazandırabilir. Ama gökyüzünü
fotoğraflamak, evrenle doğrudan bir bağ
kurduğum için benim için çok daha özel ve eşsiz
bir deneyim oldu.
‘Tek ekipmanla maksimum verim dersek’ sizce en önemli gördüğünüz yatırım hangisi? Gövde mi, lens mi, mount mu?
Bu çok güzel bir soru çünkü
astrofotoğrafçılıkta ekipman seçimi doğrudan
sonuçları belirliyor. Tek ekipmanla maksimum
verim almak istediğinde, aslında en kritik yatırım
mount olur.
Uzun pozlamalarda yıldızların kaymasını
engelleyen şey gövde veya lens değil, mount’un
takip doğruluğudur.
İyi bir mount, farklı gövdeler ve lenslerle
kullanılabilir. Yani ileride ekipmanını değiştirsen
bile temel altyapın sağlam kalır.
Lens veya gövde ne kadar iyi olursa olsun,
mount doğru takip yapmazsa yıldızlar çizgiye
dönüşür.
Karelerinizin kalitesini bir üst seviyeye taşıyan; sahada veya çekim sonrası işleme aşamasında uyguladığınız özel yöntemleriniz nelerdir?
Astrofotoğrafçılık serüveninde karelerimin
kalitesini artırmak adına sahada, hassas polar
hizalamaya, Karanlık bölgeler için planlama
yapmaya ve kalibrasyon karelerini yeteri sayıda
almayı hedef olarak uygulamaya çalışıyorum.
Her zaman başarılı olduğumu düşünmüyorum.
Çekim sonrası için ise uygun programları tercih
ediyorum.
İlk zamanlar photoshop, lightroom
programlarını kullanarak karelerimi iyileştirirdim.
Şimdilerde daha çok derin uzay fotoğrafları için
Pixlnsight kullanıyorum.
Fotoğraf işleme aşamasında detay artırma, yıldız küçültme ve noise azaltma işlemleri arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
İşleme aşamasında dengeyi şöyle kuruyorum; önce sinyali güçlendirip detayları öne çıkarıyorum, ardından yıldızları küçülterek ana objeyi vurguluyorum. Noise azaltmayı ise en sona bırakıyorum, çünkü fazla uygulandığında detayları öldürebiliyor. Bu sırayla ilerlediğimde hem doğal hem de güçlü bir sonuç elde ediyorum
Kullandığınız ekipmandan kaynaklı yıldız bozulmalarını, renk sapmalarını, netlik kaybı gibi sorunları çekim sırasında mı çözüyorsunuz, öyle ise hangi yöntemlerle? Yoksa sonradan düzenleme aşamasında mı düzeltmeyi tercih ediyorsunuz?
Ekipmandan kaynaklı sorunları mümkün olduğunca çekim sırasında çözmeye çalışıyorum; çünkü sahada doğru odaklama ve polar hizalama, sonradan yapılacak düzeltmelerden daha doğal sonuç veriyor. Ancak küçük renk sapmaları veya yıldız bozulmaları kalırsa, işleme aşamasında yazılımla kontrollü şekilde müdahale ediyorum. Böylece hem doğal hem de estetik bir denge yakalamış oluyorum. Bazen sahada herşey ters gidebiliyor, evde bu hataları yazılım ile çözebilirim düşuncesi ya da tembelliği ile çekimlere devam ediyorum. Bu şekilde yapınca genellikle kötü sonuçlar alıyorum.
Kullandığınız ekipmana göre veri hesabını nasıl ayarlıyorsunuz? Bulunduğunuz bölgenin ışık seviyesine göre yetersiz çekim yapmamak için nasıl bir denge sağlıyorsunuz?
Veri hesabını yaparken ekipmanımın sınırlarını ve bulunduğum bölgenin ışık seviyesini birlikte değerlendiriyorum. Mountumun takip kapasitesine göre pozlama süresini belirliyorum, sensörümün noise davranışına göre ISO ayarlıyorum. Işık kirliliği yüksekse kısa pozlamalarla çok kare çekip stacking yapıyorum, karanlık bölgelerde ise daha uzun pozlamalarla daha fazla sinyal topluyorum. Böylece yetersiz çekim yapmadan dengeli bir veri seti elde ediyorum.
Çekim sırasında her şey teknik olarak doğru görünse bile “bu veri iyi olmuyor” dediğiniz anlıyor musunuz? Bunu size hissettiren şey genellikle ne oluyor?
Çekim sırasında her şey teknik olarak doğru
görünse bile bazen içimden ‘bu veri iyi
olmayacak’ dediğim anlar oluyor. Bunu genellikle
histogramdan ve sahadaki atmosfer
koşullarından hissediyorum. Örneğin
histogramda sinyal arka plan gürültüsünden
ayrışmıyorsa, teknik olarak doğru pozlama
yapmış olsam bile verinin işlenebilir olmadığını
biliyorum.
Ayrıca atmosferin dalgalanması (seeing) çok
fazlaysa yıldızlar net görünse bile detay
kayboluyor, bu da bana verinin zayıf olduğunu
hissettiriyor. Işık kirliliği yüksek bölgelerde ise
kareler doğru pozlansa bile sinyal/gürültü oranı
düşük kalıyor. Bu noktada içgüdüsel olarak ‘bu
veri işlenirken istediğim sonucu vermeyecek’
diye düşünüyorum.
Kısacası bana bunu hissettiren şey tek başına
teknik doğruluk değil, sinyalin kalitesi,
atmosferin kararlılığı ve ışık kirliliğinin etkisi.
Çekim sırasında bu farkındalıkla hareket etmek,
sonradan saatlerce işleme yapıp hayal kırıklığı
yaşamamı engelliyor.
Evrenin herhangi bir yerinde tanıdığınız bir kişiyle çekim yapmak isteseydiniz, bu kim ve neresi olurdu?
Eğer evrenin herhangi bir yerinde tanıdığım
biriyle çekim yapma şansım olsaydı, bu kesinlikle
benimle aynı tutkuyu paylaşan bir dostum
olurdu. Çünkü astrofotoğrafçılık sadece teknik
bir süreç değil, aynı zamanda birlikte yaşanan bir
deneyim. Yanımda aynı heyecanı duyan biri
olduğunda, çekim sırasında yaşanan zorluklar
bile keyifli hale geliyor.
Yer olarak ise hayalim, ışık kirliliğinin sıfıra yakın
olduğu bir bölge olurdu. Örneğin Atacama Çölü
ya da Namibya çölleri gibi dünyanın en karanlık
gökyüzüne sahip yerlerinden biri. Böyle bir
ortamda, gökyüzü o kadar yoğun sinyal verir ki,
histogramda sinyal/gürültü oranı inanılmaz
derecede yüksek olur. Bu da işleme aşamasında
çok daha temiz ve detaylı veriler elde etmemi
sağlar.
Bu alanla ilgilenen ve ilgilenmek isteyen arkadaşlarımıza söylemek istediğiniz son cümleleriniz ne olur?
Gökyüzünü fotoğraflamak sadece teknik bir
uğraş değil, sabrı, merakı ve evrenle bağ kurmayı
öğretiyor. Çekim sırasında histogram, polar
hizalama, sinyal/gürültü oranı gibi teknik
detaylara dikkat etmek çok önemli ama asıl
değer, o an gökyüzünün altında hissettiğiniz
duyguda. Işık kirliliğiyle mücadele ederken,
atmosfer koşullarını gözlerken ya da kareleri
işlerken öğrendiğiniz şey aslında kendi
sınırlarınızı aşmak oluyor.
Bu alana ilgi duyan herkese söylemek istediğim
son söz şu: Gökyüzünü keşfetmek için
mükemmel ekipmana değil, merak ve sabra
ihtiyacınız var. Teknik detaylar zamanla öğrenilir,
ama evrenin büyüklüğü karşısında duyduğunuz
hayranlık ve heyecan, sizi bu yolculukta en ileriye
taşıyacak şeydir.
İlk olarak, sizi tanımayan insanlar için kendinizi tanıtır mısınız?
1979 Doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Rize ili İkizdere ilçesinde tamamladım. Lisans eğitimini inşaat mühendisi olarak Selçuk üniversitesinde tamamladım. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde büyük inşaat projelerinde çalıştım. Şimdilerde demiryolu inşaat işlerinde proje müdürlüğü yapmaktayım.
Geçtiğimiz sayılarımızda astrofotoğrafçılığın tek bir alandan ibaret olmadığını öğrenmiştik. Siz astrofotoğrafçılığın hangi alanı ile ilgileniyorsunuz?
2014 yılında geniş açı, Samanyolu fotoğrafçılığı olarak başladım. Zaman içinde Samanyolu Timelapse çekimleri yaptım. Yaklaşık 3-4 yıldır derin uzay fotoğrafçılığı yapıyorum.
Sizce astrofotoğrafçılığın size kattığı en büyük manevi kazanım nedir? Bu hobinin hayatınıza getirdiği bakış açısı veya yenilikler, başka bir alanla da elde edilebilir miydi?
Astrofotoğrafçılık bana en büyük manevi
kazanım olarak sabrı ve perspektifi kattı.
Gökyüzünü fotoğraflarken, evrenin büyüklüğü
karşısında kendi sorunlarımın ne kadar küçük
olduğunu fark ediyorum. Hiçlik hoşuma gidiyor.
Bu bana hem huzur hem de tevazu kazandırıyor.
Ayrıca uzun pozlamalar sırasında sabırlı olmayı,
süreçten keyif almayı öğrendim.
Bu bakış açısını belki başka hobilerle de
kazanabilirdim. örneğin doğa yürüyüşleri ya da
resim sanatı da insana sabır ve farklı bir
perspektif kazandırabilir. Ama gökyüzünü
fotoğraflamak, evrenle doğrudan bir bağ
kurduğum için benim için çok daha özel ve eşsiz
bir deneyim oldu.
‘Tek ekipmanla maksimum verim dersek’ sizce en önemli gördüğünüz yatırım hangisi? Gövde mi, lens mi, mount mu?
Bu çok güzel bir soru çünkü
astrofotoğrafçılıkta ekipman seçimi doğrudan
sonuçları belirliyor. Tek ekipmanla maksimum
verim almak istediğinde, aslında en kritik yatırım
mount olur.
Uzun pozlamalarda yıldızların kaymasını
engelleyen şey gövde veya lens değil, mount’un
takip doğruluğudur.
İyi bir mount, farklı gövdeler ve lenslerle
kullanılabilir. Yani ileride ekipmanını değiştirsen
bile temel altyapın sağlam kalır.
Lens veya gövde ne kadar iyi olursa olsun,
mount doğru takip yapmazsa yıldızlar çizgiye
dönüşür.
Karelerinizin kalitesini bir üst seviyeye taşıyan; sahada veya çekim sonrası işleme aşamasında uyguladığınız özel yöntemleriniz nelerdir?
Astrofotoğrafçılık serüveninde karelerimin
kalitesini artırmak adına sahada, hassas polar
hizalamaya, Karanlık bölgeler için planlama
yapmaya ve kalibrasyon karelerini yeteri sayıda
almayı hedef olarak uygulamaya çalışıyorum.
Herzaman başarılı olduğumu düşünmüyorum.
Çekim sonrası için ise uygun programları tercih
ediyorum.
İlk zamanlar photoshop, lightroom
programlarını kullanarak karelerimi iyileştirirdim.
Şimdilerde daha çok derin uzay fotoğrafları için
Pixlnsight kullanıyorum.
Fotoğraf işleme aşamasında detay artırma, yıldız küçültme ve noise azaltma işlemleri arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
İşleme aşamasında dengeyi şöyle kuruyorum; önce sinyali güçlendirip detayları öne çıkarıyorum, ardından yıldızları küçülterek ana objeyi vurguluyorum. Noise azaltmayı ise en sona bırakıyorum, çünkü fazla uygulandığında detayları öldürebiliyor. Bu sırayla ilerlediğimde hem doğal hem de güçlü bir sonuç elde ediyorum
Kullandığınız ekipmandan kaynaklı yıldız bozulmalarını, renk sapmalarını, netlik kaybı gibi sorunları çekim sırasında mı çözüyorsunuz, öyle ise hangi yöntemlerle? Yoksa sonradan düzenleme aşamasında mı düzeltmeyi tercih ediyorsunuz?
Ekipmandan kaynaklı sorunları mümkün olduğunca çekim sırasında çözmeye çalışıyorum; çünkü sahada doğru odaklama ve polar hizalama, sonradan yapılacak düzeltmelerden daha doğal sonuç veriyor. Ancak küçük renk sapmaları veya yıldız bozulmaları kalırsa, işleme aşamasında yazılımla kontrollü şekilde müdahale ediyorum. Böylece hem doğal hem de estetik bir denge yakalamış oluyorum. Bazen sahada herşey ters gidebiliyor, evde bu hataları yazılım ile çözebilirim düşuncesi ya da tembelliği ile çekimlere devam ediyorum. Bu şekilde yapınca genellikle kötü sonuçlar alıyorum.
Kullandığınız ekipmana göre veri hesabını nasıl ayarlıyorsunuz? Bulunduğunuz bölgenin ışık seviyesine göre yetersiz çekim yapmamak için nasıl bir denge sağlıyorsunuz?
Veri hesabını yaparken ekipmanımın sınırlarını ve bulunduğum bölgenin ışık seviyesini birlikte değerlendiriyorum. Mountumun takip kapasitesine göre pozlama süresini belirliyorum, sensörümün noise davranışına göre ISO ayarlıyorum. Işık kirliliği yüksekse kısa pozlamalarla çok kare çekip stacking yapıyorum, karanlık bölgelerde ise daha uzun pozlamalarla daha fazla sinyal topluyorum. Böylece yetersiz çekim yapmadan dengeli bir veri seti elde ediyorum.
Çekim sırasında her şey teknik olarak doğru görünse bile “bu veri iyi olmuyor” dediğiniz anlıyor musunuz? Bunu size hissettiren şey genellikle ne oluyor?
Çekim sırasında her şey teknik olarak doğru
görünse bile bazen içimden ‘bu veri iyi
olmayacak’ dediğim anlar oluyor. Bunu genellikle
histogramdan ve sahadaki atmosfer
koşullarından hissediyorum. Örneğin
histogramda sinyal arka plan gürültüsünden
ayrışmıyorsa, teknik olarak doğru pozlama
yapmış olsam bile verinin işlenebilir olmadığını
biliyorum.
Ayrıca atmosferin dalgalanması (seeing) çok
fazlaysa yıldızlar net görünse bile detay
kayboluyor, bu da bana verinin zayıf olduğunu
hissettiriyor. Işık kirliliği yüksek bölgelerde ise
kareler doğru pozlansa bile sinyal/gürültü oranı
düşük kalıyor. Bu noktada içgüdüsel olarak ‘bu
veri işlenirken istediğim sonucu vermeyecek’
diye düşünüyorum.
Kısacası bana bunu hissettiren şey tek başına
teknik doğruluk değil, sinyalin kalitesi,
atmosferin kararlılığı ve ışık kirliliğinin etkisi.
Çekim sırasında bu farkındalıkla hareket etmek,
sonradan saatlerce işleme yapıp hayal kırıklığı
yaşamamı engelliyor.
Evrenin herhangi bir yerinde tanıdığınız bir kişiyle çekim yapmak isteseydiniz, bu kim ve neresi olurdu?
Eğer evrenin herhangi bir yerinde tanıdığım
biriyle çekim yapma şansım olsaydı, bu kesinlikle
benimle aynı tutkuyu paylaşan bir dostum
olurdu. Çünkü astrofotoğrafçılık sadece teknik
bir süreç değil, aynı zamanda birlikte yaşanan bir
deneyim. Yanımda aynı heyecanı duyan biri
olduğunda, çekim sırasında yaşanan zorluklar
bile keyifli hale geliyor.
Yer olarak ise hayalim, ışık kirliliğinin sıfıra yakın
olduğu bir bölge olurdu. Örneğin Atacama Çölü
ya da Namibya çölleri gibi dünyanın en karanlık
gökyüzüne sahip yerlerinden biri. Böyle bir
ortamda, gökyüzü o kadar yoğun sinyal verir ki,
histogramda sinyal/gürültü oranı inanılmaz
derecede yüksek olur. Bu da işleme aşamasında
çok daha temiz ve detaylı veriler elde etmemi
sağlar.
Bu alanla ilgilenen veya ilgilenmek isteyen arkadaşlarımıza söylemek istediğiniz son cümleleriniz ne olur?
Gökyüzünü fotoğraflamak sadece teknik bir
uğraş değil, sabrı, merakı ve evrenle bağ kurmayı
öğretiyor. Çekim sırasında histogram, polar
hizalama, sinyal/gürültü oranı gibi teknik
detaylara dikkat etmek çok önemli ama asıl
değer, o an gökyüzünün altında hissettiğiniz
duyguda. Işık kirliliğiyle mücadele ederken,
atmosfer koşullarını gözlerken ya da kareleri
işlerken öğrendiğiniz şey aslında kendi
sınırlarınızı aşmak oluyor.
Bu alana ilgi duyan herkese söylemek istediğim
son söz şu: Gökyüzünü keşfetmek için
mükemmel ekipmana değil, merak ve sabra
ihtiyacınız var. Teknik detaylar zamanla öğrenilir,
ama evrenin büyüklüğü karşısında duyduğunuz
hayranlık ve heyecan, sizi bu yolculukta en ileriye
taşıyacak şeydir.